Kategori Üstad Bediüzzaman Kategori Risale-i Nur Mütalaası Kategori

Ek Soru Soru

22. Lem'a 2. İşaret'in İzahı

"Fakat bizim tabaka-i avâmın intibahıyla ve galebesiyle tezahür eden tam sosyalizm ve bolşevizm düsturları bizim daha ziyade işimize yaradığı için o sosyalizm düsturlarını kabul ettiğimiz halde, senin vaziyetin bize ağır geliyor, prensiplerimize muhalif düşüyor" cümlesini açıklar mısınız?

Cevap Cevap

Bu cümle, Bediüzzaman Hazretleri'nin bazı düşmanları tarafından ona söylenmiş bir iddiadır.

Bu sözde, "senin vaziyetin" derken kasdettikleri şey aynı yerde şöyle geçiyor:

"Sen kâh hocalık, kâh zâhidlik suretinde teveccüh-ü âmmeyi kazanarak, nazar-ı dikkati kendine celbederek, hükûmetin nüfuzu haricinde bir kuvvet, bir makam-ı içtimaî elde etmeye çalıştığın, zahir halin ve eski zamandaki macera-yı hayatının delaletiyle anlaşılıyor."

Üstad Bediüzzaman'ın, Osmanlı döneminde, ilmi, dehası, ahlakı ve mücadelesi ile kazandığı yüksek bir toplumsal mevkisi vardı. İstanbul alimlerinin en meşhuru, en ateşlisi ve en mücadelecisi idi.

22. Lem'a'nın 1933 yılında telif edildiğini dikkate alırsak, bu sözün kendisine  söylendiği o yıllarda Türkiye'de sosyalizm benzeri bir uygulama hakim durumda idi. Sosyalizmde ise bütün insanların her yönden eşit duruma getirilmesi planlanır.

Bunun bir neticesi olarak, 24 Kasım 1934 tarihlinde çıkan bir kanunla “Ağa, Hacı, Hafız, Hoca, Molla, Efendi, Bey, Beyefendi, Paşa, Hanım, Hanımefendi, Hazretleri” gibi ünvanları, lakapları kaldırılmıştır.

Güya bu gibi tedbirlerle toplumda herkes eşit seviyeye indirilmiş olacaktı. İşte buna "Mutlak Müsavat (eşitlik)" prensibi diyorlardı.

İşte bu söz ile Üstad'a diyorlar ki, "sen kendini bir hoca, bir alim, faziletli bir insan gibi göstererek bu eşitliği bozuyorsun!"

Hz. Üstad ise buna cevaben "mutlak eşitliğin yaratılışa aykırı" olduğunu, bunu topluma dayatanların bütün hareketlerinin şer hesabına geçeceğini, olması gereken şeyin "müsvata-ı hukuk", yani hukuken eşitlik olduğunu, toplumda bazı faziletleri bulunan insanların bu faziletlerinin inkar edilemeyeceğini belirtir.

Ve bu sadedden olarak, kendisine olan ilahi bir ihsanı şu cümlelerle anlatarak yukarıdaki iddiayı cevablandırmış olur:

"Ben kendimde fazilet var diye fahr suretinde dava etmiyorum. Fakat nimet-i İlahiyeyi tahdis (anlatmak) suretinde, şükretmek niyetiyle diyorum ki: Cenab-ı Hak fazl u keremiyle, ulûm-u imaniye ve Kur'aniyeye (iman ve Kur'an ilimlerine) çalışmak ve fehmetmek faziletini ihsan etmiştir."