Kategori Muhtelif Kategori

Ek Soru Soru

"18 bin alem" tabiri

 18 bin alemden kasıt nedir?

Cevap Cevap

On sekiz bin âlem tabirinin Bediüzzaman hazretlerine sorulduğunu ve bununla ilgili küçük bir risalecik telif ettiğini ve bu kavramı Risale-i Nur külliyatının farklı yerlerinde şöyle değerlendirdiğini görüyoruz:

Evliyaların keşif ve delillerine dayanarak bu tabir hakkında farklı beyanlarda bulunduğunu, kendisinin de göklerde binler alem olduğunu, hatta her bir yıldızın bir alem olduğunu, yerdeki canlıların birer alem olduğunu, bu tabirlerin zerreden yıldızlara kadar varlıkları içine aldığı manalarını anladığını görmekteyiz.

 

Mektubunda diyorsun: («w[¬W«7@«Q²7!ö±¬Æ«*)ö  tabir ve tefsirinde "Onsekiz bin âlem" demişler. O adedin hikmetini soruyorsun. Kardeşim, ben şimdi o adedin hikmetini bilmiyorum; fakat bu kadar derim ki;

 Kur'ân-ı Hakîm'in cümleleri, birer manaya münhasır değil, belki nev'-i beşerin umum tabakatına hitab olduğu için, her tabakaya karşı birer manayı tazammun eden bir küllî hükmündedir. Beyan olunan manalar, o küllî kaidenin cüz'iyatları hükmündedirler. Herbir müfessir, herbir ârif, o küllîden bir cüz'ü zikrediyor. Ya keşfine, ya deliline veyahut meşrebine istinad edip, bir manayı tercih ediyor. İşte bunda dahi bir taife, o adede muvafık bir mana keşfetmiş.

 Meselâ: Ehl-i velâyetin ehemmiyetle virdlerinde zikr ü tekrar ettikleri

 (¬-@«[¬R²A«<ö«žö°„«+²h«"ö@«W­Z«X²[«"ö¬-@«[¬T«B²V«<ö¬w²<«h²E«A²7!ö«‚«h«8) cümlesinde; daire-i vücub ile daire-i imkândaki bahr-i rububiyet ve bahr-i ubudiyetten tut, tâ dünya ve âhiret bahrlerine, tâ âlem-i gayb ve âlem-i şehadet bahrlerine, tâ şark ve garb, şimal ve cenubdaki bahr-i muhitlerine, tâ Bahr-i Rum ve Fars bahrine, tâ Akdeniz ve Karadeniz ve Boğazına (ki mercan denilen balık ondan çıkıyor) tâ Akdeniz ve Bahr-i Ahmer'e ve Süveyş Kanalı'na, tâ tatlı ve tuzlu sular denizlerine, tâ toprak tabakası altındaki tatlı ve müteferrik su denizleriyle, üstündeki tuzlu ve muttasıl denizlerine, tâ Nil ve Dicle ve Fırat gibi, büyük ırmaklar denilen küçük tatlı denizler ile onların karıştığı tuzlu büyük denizlerine kadar, manasındaki cüz'iyatları var. Bunlar umumen murad ve maksud olabilir ve onun hakikî ve mecazî manalarıdır. İşte onun gibi, («w[¬W«7@«Q²7!ö±¬Æ«*ö¬yÁV¬7ö­G²W«E²7«!)ödahi, pek çok hakaiki câmi'dir. Ehl-i keşf ve hakikat, keşiflerine göre ayrı ayrı beyan ederler.

           Ben de böyle fehmederim ki: Semavatta binler âlem var. Yıldızların bir kısmı herbiri birer âlem olabilir. Yerde de herbir cins mahlukat, birer âlemdir. Hattâ herbir insan dahi, küçük bir âlemdir. («w[¬W«7@«Q²7!ö±¬Æ«*)ötabiri ise, "Doğrudan doğruya her âlem, Cenab-ı Hakk'ın rububiyetiyle idare ve terbiye ve tedbir edilir." demektir.(Osmanlıca mektubat, 127)

 

           Ezel ve Ebed Sultanı olan yirmi sekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal'i; o yirmi sekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur'ân-ı Hakîm'i Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş.

Üveys-i Karanî'nin:

ÕÕÕe7!öö­»:­+²h«W²7!ö@«9«!ö«:ö­»!Å+Åh7!ö«a²9«!ö«:ö­»x­V²F«W²7!ö_«9«!ö«:ö­s¬7@«F²7!ö«a²9«!ö«:ö­G²A«Q²7!ö@«9«!ö«:ö]±¬"«*ö«a²9«!ö|¬Z´7¬!

münacat-ı meşhuresi nev'inden, bütün mevcudat-ı zevilhayat, Cenab-ı Hakk'a karşı aynı münacatı ettiklerini ve onsekiz bin âlemin herbirinin ışığı, birer ism-i İlahî olduğunu bana kanaat verecek bir vakıa-ı kalbiye-i hayaliyeyi gördüm. Şöyle ki:

            Birbirine sarılı çok yapraklı bir gül goncası gibi, şu âlem binler perde perde içinde sarılı, birbiri altında saklı âlemleri bu âlem içinde gördüm. Herbir perde açıldıkça, diğer bir âlemi görüyordum.

 

           O saray şu âlemdir ki: Tavanı tebessüm eden yıldızlarla tenvir edilmiş gök yüzüdür. Tabanı ise, şark ve garba gûna-gûn çiçeklerle süslendirilmiş yeryüzüdür. O Melik-i Zişan ise, ezel ve ebed sultanı olan bir Zât-ı Mukaddes'tir ki: Yedi kat semavat ve arz ve içlerinde olan herşey kendilerine mahsus lisanlarla o Zât-ı Mukaddesi takdis edip tesbih ediyorlar. Hem öyle bir Melik-i Kadîr ki: Semavat ve arzı altı günde yaratarak arş-ı rububiyetinde durup gece ve gündüzü siyah ve beyaz iki hat gibi birbiri arka sıra döndürüp kâinat sahifesinde âyâtını yazan ve güneş ve ay ve yıldızlar emrine müsahhar zîhaşmet ve zîkudret bir Zat-ı Mukaddestir.

O sarayın menzilleri ise. Şu onsekiz bin âlemdir ki: Herbirisi kendine lâyık bir tarz ile tezyin ve tanzim edilmiştir.

 

"Rabb-il Âlemîn" lafzında hem adalete, hem nübüvvete işaret var. Çünki onsekiz bin âlemin zerreden ve zerrelerden, sineklerden tut, tâ bin defa zeminden büyük seyyareler ve yıldızlara kadar gâyet mükemmel bir müvazene, bir intizam, bir mükemmel terbiye, gâyet mükemmel bir adalet-i kübrayı gösteriyor.

 

nsekiz bin değil, sevgili Üstadımın buyurdukları gibi yirmisekiz bin âleme bakan o büyük Furkan-ı İlahî'nin,

 

Sonuç olarak şunlar söylenebilir: Eğer her bir canlıyı bir alem olarak sayacak olursak bu sayının çok daha fazla olması gerektiği meydandadır. Öyle ise ya cins olarak, ya tür olarak, veya büyük varlıklar kasdedilerek, veya temel, büyük alemler kasdedilerek, veya çokluktan kinaye olarak anlaşılabilir.