Makale Tevâfuk Mûcizesi

Tevâfuk, iki şeyin birbirine denk ve uygun gelmesi demektir. Kur’ân’daki tevâfuk denilince, başta Allah ve Rab isimleri olmak üzerek aynı kökten gelen kelimelerinin alt alta, karşı karşıya veya sayfalar arasında sırt sırta gelerek güzel ve manidar şekilde diziler oluşturması anlaşılır.

Tüm Kur’ân’da bulunan 2806 aded Allah lafzı ve 846 aded Rab lafzı ile aynı kökten gelen kelimeler bütün sayfalarda çok kesretli bir şekilde tevâfuk ediyorlar. Bu meseleyi etraflı bir şekilde ve Üstad Bedîüzzaman'ın Risâle-i Nur'daki izahlarına dayanarak açıklamaya çalışalım.

Hattat Kayışzâde Hafız Osman Nuri Efendi’nin ‘Âyet Berkenar’ Ölçüsünü Bulması

Evliyadan olan bu mübarek zat, evvelki asırda İstanbul’da yaşamış ve 1895 yılında vefat etmiştir. Bu zat, Kur’ân’ın sayfa ölçüsünü, yine Kur’ân’dan, Bedîüzzaman’ın tabiriyle, ilhamen keşfetmiş ve onun bu ölçüsü, “âyet berkenar” adıyla meşhur olarak yaygınlaşmıştır. Bu ölçü ile yazılan sayfalar, İhlâs Sûresi eninde ve 15 satır boyundadır.

Bahsettiğimiz bu tevâfuk harikası da bu ölçüden kaynaklanan Kur’ânî bir meziyettir. Çünkü sayfalar hiç değiştirilmeden, içinde zaten var olan tevâfukları görünür kılmak için yazılmıştır. Bedîüzzaman Hazretleri, Hâfız Osman’dan ve onun ölçüsünden şöyle bahseder:

 “Âyetlerin en büyüğü olan "Müdâyene âyeti” (sh.47) sahifeler için ve (birer satır olan) Sure-i İhlâs ve   Kevser, satırlar için bir ölçü kabul edildiğinden, Kur’ân-ı Hakîm'in bu güzel meziyeti ve mûcizelik alâmeti görülmektedir. Demek bu hüner Kur’ân’ındır. Yoksa Hâfız Osman gibi zâtların değil. Çünki bu vaziyet, Kur’ân’ın âyetinden ve suresinden ortaya çıkmıştır.” (Barla Lahikası, 316)

“(Hafız Osman ölçüsü ile) neşredilen ve basılan Kur’ânlar da ilham-ı İlahî ile olduğundan; Kur’ân-ı Hakîm'in nakşında ve yazısında, bir nevi mûcizelik alâmeti var.”
(Mektubat, 19. Mektub 18. İşaret)

Hafız Osman Efendi, bu ölçü ile yazdığı Kur’ân’da şu an meşhur olmuş olan âyet berkenar özelliğini Dünyada ilk  kez keşfeden hattat olmuştur. Âyet berkenar özelliğinin manası şudur: Bütün sayfalar âyetle başlar ve âyetle  biter, âyetler sayfa sonunda bölünerek diğer sayfaya geçmez.
Bu hal, Kur’ân’ın yazısında ortaya çıkan harikalardan biri, belki de birincisidir. Bu sayfa düzeni, umum âlem-i  İslâm çapında takdir ve beğeni görerek tüm Dünyada mushaflar artık böyle yazılır olmuştur. Şu an piyasada, camilerde ve evlerde gördüğümüz Kur’ân’lar hep bu ölçü ile yazılmış durumdadır. Hatta Sultan Abdulhamid Han  Hazretleri’nin İslâm dünyasına elçiler gönderirken bu yeni tarz ile yazılan mushafları hediye olarak gönderdiği rivâyet edilmektedir.
Bedîüzzaman ’ın Hafız Osman Mushafındaki Tevâfukları Keşfi ve Yeni Bir Kur ’ân Yazdırması Hafız Osman’ın vefatından yaklaşık kırk yıl sonra,1930’ların başına gelindiğinde Bedîüzzaman Hazretleri, bir gün Kur’ân okurken, Allah lafızlarının bütün sayfalarda alt alta geldiğini fark eder. Böylece, Hafız Osman Kur’ân’ının tek meziyetinin âyet berkenar özelliği olmadığını, Kur’ân’da geçen 2806 aded Allah lafızının çoklukla birbirine denk gelip tevâfuk  ettiğini görür.
Yalnız, bu mushafta bazı tevâfuktan kaymalar ve intizamsızlıklar bulunduğunu da görmüş ve şöyle demiştir:  Kardeşlerimle (Hafız Osman tarzı) üç dört ayrı ayrı nüshaları karşılaştırdık. Hepsinde tevâfuk matlub olduğuna kanaatimiz geldi. Yalnız matbaa müstensihleri başka maksadları takip ettiklerinden bir derece tevâfuklarda  intizamsızlık düşmüş.
Düzenlense pek nadir istisna ile Kur’ân’ın tamamında 2806 Allah lafzının adedinde tevâfuklar görünecektir. Ve  bunda bir mûcizelik ışığı parlıyor. Çünkü insan fikri bu pek geniş sahifeyi ihata edemez (kuşatamaz) ve  karışamaz. Tesadüfün ise bu manalı ve hikmetli hâle eli ulaşamaz.” (Rumûzât-ı Semaniye, 63)
Buradan anlaşılan şudur ki, Kur’ân’daki tevâfuklar, kısmen düzensiz olmakla birlikte Üstad’ın keşfinden yarım asır evvel zaten ortaya çıkmış, fakat gizli kalmıştı.
İşte tevâfukların tamamen intizama sokulması ve renklendirilerek görünür hale getirilmesi arzusu ile 1930’un ilk yıllarında, Kur’ân yazısını bilen talebelerine, Hz. Üstad bu işi şöyle emreder: “…(Beş merkezde) Her bir müstensihe (yazana) üçer cüz’ verilip yazılacaktır. Allah lafzının tam tevâfuklarına işaret koymuşum.
İstisna kalanlar ise …matbaanın ve yazanların satırlarda ve âyetlerin aralarındaki intizamsızlığından ve bu tevâfukları his edememesinden mevcut tevâfuku bozmuşlar. Öyleler ise sıraya girmeli. Hatta mümkün ise  sahifede iki veya üç sıra ile muvazene takip edilsin.” (Rumûzât-ı Semaniye, 17)
Tevâfukların renkli olarak yazılması da yine Hz. Üstad’ın emriyle olmuştur. Şöyle der: “Mushafı üç nev’  mürekkeble, Allah lafzı kırmızı sâir tevâfukat başka renkli mürekkeble âyetleri siyah mürekkeble yazdırmak emelindeyim.”(Rumûzât -ı Semaniye, 16)
“Lafzullah’ı kırmızı ile yazdırdık, gören “Kur’ân’ın i’cazını (mûcizeliğini) gözümle görebiliyorum” diyebilir.
İnşâallah bu cüz’-i mûcizelik, Kur’ân yazısını muhafaza edecek, tahriften kurtaracak.” (Barla Lâhikası, 322)


Tevâfuklu Kur ’ân Husrev Efendi ’ye Nasib Olmuştur
Bu vazifeyi alanlardan yalnız biri, en yakın talebelerinden olan ve ömrünü tamamen iman hizmetine vakfeden  Ahmed Hüsrev Efendi bu işte muvaffak olabilmiştir.
Üstad Bedîüzzaman, Husrev Efendi’nin bu muvaffakiyetini şöyle anlatır: “Kur’ân'ın gözle görülen bir nevi mûcizelik  parıltısını, beş-altı mushafta işaretler yaptım, Kur’ân yazıları mükemmel olan kardeşlerime taksim ettim.
Bunların içinde Kur’ân yazısında Husrev onlara yetişemediği halde, birden bütün o kâtiblere ve Arabî hat  muallimine üstün geldi. Ve Arabî hatta en mümtaz kardeşlerimizden on derece geçti. Umumen onlar tasdik edip:  “Evet bizi geçti, biz ona yetişemiyoruz” dediler.” (Kastamonu Lâhikası, 109)
Üstad Bedîüzzaman Hazretleri, Tevâfuklu Kur’ân’ı yazmanın Husrev Efendi’ye nasib olması ve matbaalarda  asılması hizmetinde dikkat edilecek en mühim noktaya  şöyle işaret etmiştir: “Ey Husrev! … Senin yazdığın  mûcizeli iki Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın bu havalide hususan Ramazan-ı Şerif’te sana kazandırdıkları sevabları ve tahsin ve tebriklerini, inşâallah yakında tab’a (baskıya) girmesiyle, âlem-i İslâm’dan senin ruhuna yağacak rahmet dualarını düşün, Allah’a şükreyle.” (Kastamonu Lâhikası, 200)
“Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanımızı tabedecek (basacak) sebebler var, maniler yok.
Madem mübarek Husrev geldi; en birinci hak, bu mes’elede onundur. …
Husrev’le beraber bu büyük ve ağır ve kıymetdar hizmet-i Kur’âniyeye kemal-i tesanüdle (tam bir dayanışma  içinde) çalışmak lâzımdır.” (Kastamonu Lâhikası, 236)


Tevâfuklu Kur ’ân Levh -i Mahfuz ’daki Kur ’ân ’a Benziyor
Yukarıda geçtiği gibi, Kur’ân’daki tevâfukların insan işi olmadığını ve insan fikrinin Kur’ân’ın bütün sayfalarında  çoklukla bulunan bu tevâfukları yapmaktan âciz kalacağını vurgulayan Bedîüzzaman, bunun Levh-i Mahfuz’daki  Kur’ân’a ait bir meziyet olduğunu şöyle anlatır: “Yazdığımız Kur’ân’ın parçalarını bir kısım ehl-i kalb (evliyalar)  görmüş, Levh-i Mahfuz hattına yakın olduğunu kabul etmişler.” (29. Mektub, 3. Risâle)
“Ehl-i kalb bazı kimseler demişler: Bu tarz yazı Levh-i Mahfuz’un yazısına benziyor ve ona yakındır, diye hüküm etmişler.” (Rumûzât-ı Semaniye, 136)
“Asr-ı saadetten beri böyle hârika bir surette mu’cizeli olarak yazılmasına hiç kimse kadir olmadığı halde Risâle-i Nur’un kahraman bir kâtibi olan Husrev’e “Yaz” emir buyrulmasıyla, Levh-i Mahfuz’daki yazılan Kur’ân gibi  yazılması…” (11. Şuâ)
Hulasa: Bedîüzzaman Hazretleri, bu tevâfukları önce Hafız Osman’ın Kur’ân’ında keşfetmiş, işaretler koymuştur. Husrev Efendi ise, üstadının emriyle ve Allah’ın lütfu ile bunları düzene koyup geliştirmiş ve gözlere göstermiştir.
Böylece Levh-i Mahfuz’da bulunan Kur’ân’daki tevâfukları görmek ilk kez bu asrın insanlarına nasib olmuştur. “Gözüyle görmediğine inanmakta zorlanan” böyle maddeci bir asırda, Kur’ân’ın yeni bir mûcizeliği daha görünmüş, âdeta “işte gözünüzle de görün” denilmiştir.
Hususen bu Kur’ân, sıradan bir insanın değil, pek çok İslâm âlimlerince, “asrının müceddidi” olmakla  vasıflandırılan Üstad Bedîüzzaman Hazretleri’nin keşfiyle ve onun en has talebesi olan Husrev Efendi’nin  gayretleriyle yazılmıştır. Bunda Kur’ân’a yakışmayacak hiçbir durum olmadığı gibi, aksine, Kur’ân’ın her asra hitab ettiğini ve yazısının dahi mûcize olduğunu ispat etmiştir.