Makale Müsbet hareket

musbet-hareket.jpg (601×308)

Müsbet hareketi kısaca şöyle tarif edebiliriz: Emniyet ve asayişi bozmadan, başkalarına ilişmeden ve Cenab-ı Hakkın vazifesine karışmayarak sabır ve tahammülle kendi hizmetimizi yapmaktır. Dâhili cihada yani silahların sustuğu kalemlerin ve fikirlerin konuştuğu ilmi ve fikri cihad sahasında ikna metoduyla mücahede için lazım olan sükûnet ve emniyeti temin etmektir. Bediüzzaman Hazretleri talebelerine yazdığı bir mektubunda konuyu şöyle izah ediyor: "Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganimet hükmüne geçer. Dâhilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket müsbet bir şekilde manevî tahribata karşı manevî, ihlâs sırrı ile hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenab-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dâhilde ancak asayişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dâhil ve hariçteki cihad-ı manevideki fark, pek azimdir."

Hazreti Üstad'ın Eski Said döneminde "Benim fıtratım zillet ve hakarete tahammul etmez. İzzet ve şehamet-i İslamiye beni bu vaziyette bulunmaktan şiddetle men' ediyor. Böyle bir vaziyete düşünce karşımdaki kim olursa olsun isterse en zalim bir cabbar en hunhar bir düşman kumandanı olsun zulmünü hunharlığını suratına çarparım. Beni zindana atar yahut idam sehbasına götürür hiç ehemiyeti yoktur." ifadesinden de anlaşıldığı gibi zorbalığı ve hakareti kabullenemeyen ve İslam'ın izzeti için hayatını hiçe sayacak şekilde hareket ettiği halde; Yeni Said döneminde yine İslam'ın izzetini muhafaza ile birlikte müsbet iman hizmeti için kendisini tahrik için yapılan birçok hakaretlere, zülümlere ve işkencelere karşı sabırla ve tahammülle mukabele etmiştir. Hatta kendisine kötülük yapanlara beddua etmemiş ve hakkını helal etmiştir. Gizli dinsiz komite üstadımızla çok çeşitli şekillerde uğraşmış. Birçok hakaretlerle, işkencelerle, maddi manevi baskılarla hiddete getirip yeter artık dedirtip hadise çıkarttırarak imha etmeye çalışmış. Hz. Üstad bir eserinde bu hadiseden şöyle bahsediyor: "Gizli komitenin maksadları benim sabrım tükensin artık yeter dedirtsinler. Zaten onların şimdi benden kızdıklarının bir sebebi, sükûtumdur. Dünyaya karışmamaktır. Adeta niçin karışmıyorsun? Ta karışsın maksadımız yerine gelsin diyorlar."

Hazreti Üstad da tahriklere kapılmadan devamlı müsbet hareket ederek onların planlarını boşa çıkarmış; talebelerine daima sabır ve tahammül ile yalnız iman ve İslâmiyet'e çalışmayı tavsiye etmiştir. "Birkaç adamın hatasıyla yüzer adamların zarar görmesine sebeb olunamaz" demiştir. Bunun içindir ki, yapılan o kadar gaddarane zulümler esnasında bir tek hadise meydana gelmemiştir. Hem aleyhlerinde yapılan bu kadar menfi propagandalara rağmen gazete, radyo, televizyon gibi yayın organlarında nur talebelerinin asayişi bozacak hareketlerine veya suç işlediklerine dair herhangi bir haber çıkmamıştır. 

RİSALE-İ NUR HİZMETİNDEKİ MÜSBET HAREKET PRENSİPLERİ

1. Haklı her meslek sahibinin (başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde) hakkı: "Mesleğim haktır. Yahut daha güzeldir" diyebilir. Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini ima eden, "Hak yalnız benim mesleğimdir ve yahut güzel benim meşrebimdir" diyemez olan insaf düsturunu rehber etmek.

2. Kendi mesleğimizin muhabbetiyle hareket etmekle beraber başka mesleklerin düşmanlığı ile hareket etmemek.

3. Kendi vazifemizi yapmak Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmamak. Muvaffak etmek veya etmemek Cenab-ı Hakk'ın vazifesidir. Bizim vazifemiz değil. Biz vazifemizi yapmakla mükellefiz. Bizim vazifemiz hizmet-i imaniyedir. Kur'an ve sünnet dairesinde hizmet etmektir.

4. "Beşer zulüm eder, kader adalet eder" sırrıyla beşerin zulümlerine karşı tedbir almakla birlikte başımıza gelen bela ve sıkıntıların Allah tarafından olduğunu bilerek sabır ve şükürle mukabele ederek kaderin hissesine razı olmak. Rahmet, hikmet ve adalet cihetini düşünmek.

5. Müslümanlar içinde fitneden korkarak menfi hareket etmemek, asayişi muhafaza etmek ve bunun için sıkıntılara katlanmak. Çünkü dâhilde cihad, silahla değil ilimle yapılan manevi cihaddır. Hizmetteki kuvveti dâhilde yanlış şekilde kullanmayıp asayişi muhafaza için kullanmak. Bu noktada bize numune olacak iki misal:

Birinci misal: "Eski harb-i umumiden evvel ben Van'da iken bazı müttaki zatlar yanıma geldiler, dediler ki: ‘Bazı kumandanlarda dinsizlik oluyor. Gel bize iştirak et. Biz bu münafık reislere itaat etmeyeceğiz.' Ben de dedim: ‘O fenalıklar, o dinsizlikler, o gibi kumandanlara mahsustur. Ordu, onlarla mesul olmaz. Bu Osmanlı ordusunda belki yüz bin evliya var. Ben bu orduya karşı kılıç çekmem. Size iştirak etmem.' O zatlar benden ayrıldılar. Kılıç çektiler. Neticesiz Bitlis hadisesi vücuda geldi. Az bir zaman sonra harb-i umumi patladı. O ordu, din-i İslam namına harbe iştirak etti. Cihada girdi. O ordudan yüz bin şehit evliya mertebesine çıktılar. Beni o davamda tasdik ettiler." (Şualar)

İkinci misal: "Şark hadisesinde Şeyh Said ve askerleri üstadımız Bediüzzaman'ı şarktaki büyük nüfuzundan istifade için mücadeleye iştirake davet ettikleri zaman cevaben demiş.‘Yaptığınız mücadele kardeşi kardeşe öldürtmektir. Ve neticesizdir. Çünkü Türk milleti bin senedir İslamiyete bayraktarlık etmiş. Dini uğrunda binlerle şehit vermiş ve binlerle veli yetiştirmiştir. Binaen aleyh kahraman ve fedakâr İslam müdafilerinin torunlarına yani Türk milletine kılıç çekilmez. Ve ben de çekmem.' diyerek hem ret cevabı vermiş hem mücadelesinden vazgeçmesini söy­le­miştir." (Asa-yı Musa)

6. Müslüman olmayanlara da İs­lam'ı müsbet bir hareket ve üslup ile tebliğ etmek. Fakat bunu yaparken onlara hoş görünmek adına dinimizden de taviz vermemek. Bu meselede üstadımız şöyle buyuruyor: Umur-u diniyede (din işlerinde) müsamaha ve teşebbühle (benzemekle) me­de­nilere yanaşmayın. Çünkü aramızdaki dere pek derindir. O dereyi doldurup hatt-ı muvasalayı (kavuşma hattını) temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz. Veya dalalete düşer boğulursunuz. (Mesnevi-i Nuriye) 

7. İslam dairesinde hangi meslek ve cemaat olursa olsun Müslümanlarla muhabbet noktalarını düşünerek ortak düşman olan dinsizliğe karşı ittifak etmek ve ihtilafları terk etmek. 

8. Hakkın izzeti ve hatırı için nefsini, enâniyetini, yanlış düşündüğü izzetini ve ehemmiyetsiz rekâbetkârane hissiyatını terk etmek.

9. İhlâs ve hakperestlik gereği olarak Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadesine taraftar olmak. 

10. Her söylediğin doğru olmalı. Ama her doğruyu söylemek doğru değildir. Çünkü bazen damara dokunur aks'ül-amel yapar. Onun için nerde, neyi, nasıl ve ne şekilde söyleyeceğimizi iyi hesaplayıp ona göre söylemek.

11. Haksız itirazlara karşı haklı, fakat zararlı hiddetten çekinmek. Böyle hadiselerin vukuunda soğukkanlılıkla, sarsılmamakla ve düşmanlığa girmeden karşılayıp muhaliflerin veya itiraz edenlerin reislerini çürütmemektir.

12. Bize düşmanlık edenlere karşı intikam hissiyle hareket etmemek. Onlar için hidayet temennisinde bulunmak. 

Bu madde ile ilgili Üstadımızın şu tavsiyesi dikkat çekicidir. "Benimle beraber çok talebelerim de türlü türlü musibetlere, eza ve cefalara maruz kaldılar. Ağır imtihanlar geçirdiler. Benim gibi onlar da bütün haksızlıklara ve haksız hareket edenlere karşı bütün haklarını helal etmelerini isterim. Çünkü onlar, bilmeyerek kader-i ilahinin sırlarına, derin tecellilerine akıl erdiremeyerek bizim davamıza, hakikat-ı imaniyenin inkişafına hizmet ettiler. Bizim vazifemiz onlar için hidayet temennisinden ibarettir. Bize eza ve cefa edenlere karşı hiçbir talebemin kalbinde zerre kadar intikam emeli beslememesini ve onlara mukabil Risale-i Nura sadakat ve sebatla çalışmalarını tavsiye ederim." (Emirdağ Lahikası)

Bediüzzaman Hazretleri, yapmış olduğu bu imani ve vatani Kur'an hizmetine mukabil kendisini zindanlara ve çilelere mahkûm eden zihniyete karşı şöyle sesleniyordu:

"Benim bir tek gayem vardır. O da: Mezara yaklaştığım bu zamanda, İslam memleketi olan bu vatanda Bolşevik baykuşların sesini işitiyorum. Bu ses alem-i İslamın iman esaslarını zedeliyor. Halkı bilhassa gençleri imansız yaparak kendine bağlıyor. Ben bütün mevcudiyetimle bunlarla mücadele ederek gençleri ve Müslümanları imana davet ediyorum. Bu imansız kitleye karşı mücadele ediyorum. Bu mücademle inşallah Allahın huzuruna girmek istiyorum. Bütün faaliyetim budur. Beni bu gayemden alıkoyanlarda korkarım ki Bolşevikler olsun. Beni serbest bırakınız. El birliğiyle kominizimle zehirlenen gençlerin ıslahına ve memleketin imanına ve Allahın birliğine hizmet edelim."