Makale Hoşgeldin Ey Rahmet Mevsimi!

Seksen küsur sene bir ömr-ü ma’nevîyi sizlere kazandıracak olan şuhûr-u selâse-i mübârekeyi ve bilhassa bu geceki Leyle-i Regâib'i tebrik ediyoruz.
 
(Kastamonu Lâhikası, 96)
 
Bu şuhûr-u selâse, seksen küsur sene bir ömrü kazandırıyor. Elbette sizler gibi mücahidler, onu kazanmaya çalışacaksınız.  Cenâb-ı Hak her bir gecesini sizin hakkınızda Leyle-i Mi’rac ve Leyle-i Berat ve Leyle-i Kadir kadar kıymetdar eylesin, âmîn.
 
(Kastamonu Lâhikası, 55)

Cenâb-ı Hakk’a hudutsuz şükürler olsun ki bizlere tekrar şuhûr-u selâseyi (üç ayları) görmeyi nasib etti. Feyiz, bereket ve mağfiret dolu bu ma‘nevî rahmet mevsimine kavuşmanın lezzetini yaşamaktayız. Üç ayların gelişiyle birlikte müslümanların ruhlarını  bambaşka bir hava kaplar ve kalpleri huzurla dolar. İlâhî rahmet adeta cûşa gelip coşar ve dalga dalga mü’minleri kaplar. Sanki dünya cennetten süzülen nuranî bir havayla dolup taşar. Semavat âlemlerinin mübarek ve masum sakinleri gruplar halinde mü’minlerin etrafını sarar. Âlemlerin Rabbinden kullarına rahmet, mağfiret, feyiz ve bereketler yağar. Kâinatın ma‘nevî atmosferi değişir. Öyleyse her bir mü’min, bu mukaddes pazardan maddî ve ma‘nevî  ihtiyaçlarını temin etmek hususunda a’zamî gayret ve çaba göstermelidir.
 
Üç ayların, dünyada âhiret ticareti yapan mü’minlere kazandırdığı yüksek kâr ve kazancı Bedîüzzaman Hazretleri şu sözleriyle ifade eder: “Her hasenenin (iyiliğin) sevabı başka vakitte on ise Receb-i Şerîfte yüzden fazladır. Şâ‘bân-ı Muazzamda üçyüzden ziyâdedir. Ramazân-ı Mübârekte bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadir’de (kadir gecesinde) otuz bine çıkar. (Şuâlar, 521)
 
ÜÇ AYLAR VE KULLUK ŞUURUNUN TAZELENMESİ
 
Kur’ân-ı Hakîm’in pek çok âyetinde Rabbimiz, insanın yaratılış gayesinin kendisini tanımak ve kendisine kullukta bulunmak olduğunu ısrarla bildirir. İnsan imtihan için geldiği bu dünyada ebedî kalmayıp gün geldiğinde âhirete gidecektir. Âhirette de, ya ebedî saadet yurdu olan cennetin şerefli bir misafiri ya da daimi azap yurdu olan cehennemin bedbaht bir sakini olacaktır. Bu imtihanı kazanmak ya da kaybetmek meselesi insanın en mühim ve büyük bir meselesi iken; insanların ekserisi gaflet sebebiyle dünyaya bağlanmakta ve âhiret hazırlığını hep ihmal etmektedir. Bu vaziyetteki insanlar, gaflet uykusundan ancak ölüm ziliyle uyanabilmekte ve telâfisi mümkün olmayan bir helâkete kendilerini atmaktadırlar.
 
Rahmeti gazabını geçen Rabimiz, insana gafletten sıyrılıp kulluk şuurunu tazelemesi için değişik fırsatlar sunar. Günlük beş vakit namaz, ezân-ı Muhammedî, Cuma namazı, Ramazân-ı Şerîfteki oruç ve hac farîzasını, insanları gafletten uyandıran ma‘nevî bir uyarıcı olarak kabul edebiliriz.
 
İşte, girmesiyle müşerref olduğumuz üç aylar da hem bir gafletten silkinme ve uyanma hem de ma‘nevî bir tedavi ve bakım ayıdır. Evvelindeki 9 ay boyunca  değişik sebeplerle ma‘nevîyatta gerileyip pek çok ma‘nevî kirleri omuzuna yüklemiş, gaflet sebebiyle farkında olmadan Rabbinden uzaklaşmış olan insanlara; kendilerine yeniden bir çeki düzen verdiren, âhiret hayatını dolayısıyla mükellefiyetlerini hatırlatan çok feyizli ve bereketli bir uyanış mevsimidir üç aylar.
 
3 AY İSLÂMİYET, 9 AY GAFLET
 
Üzülerek belirtelim ki, pek çok insan yılın üç ayını hatta sadece Ramazan ayını kulluk şuuruyla değerlendirip dokuz ay gafletle hareket etmektedir. Oysaki İslâmiyet sadece üç aylara ya da mübarek gün ve gecelere değil hayatımızın her ânına ve her alanına nüfuz etmeli. Peygamberimiz (sav), “Allah için yapılan ibâdetlerin en makbulü, az da olsa devamlı olanıdır” buyurmakla kulluğun sürekliliğine dikkatleri çekmektedir.
 
Üç ayların bitişiyle birlikte takkeler, namazlıklar, tesbihler sandığa ve dinî vazifeler gelecek üç aylara bırakılıyorsa hemen kendimize gelip tekrar ubûdiyet kisvesine bürünmeliyiz. Üç aylardaki hareket ve ibâdetlerimizi tüm yıla yayarak Allah’ın rızasını kazanma yolunda gayret sarfetmeliyiz. Nasıl ki Cenâb-ı Hak hesabsız nimetlerini sadece üç aylara mahsus kılmıyor, her zaman veriyor. Bizler de Cenâb-ı Hakk’a karşı olan şükür ve kulluğumuzu sadece şuhûr-u selâseye hasretmeyip ömrümüzün tüm vakitlerine yaymalıyız.
 
Şuhûr-u selâse, Receb, Şaban ve Ramazan aylarını; bu şerefli aylar da mübarek kılınmış gün ve geceleri içinde barındırır. Şimdi bu şerefli ayların ve mübarek gecelerin ehemmiyetinden kısaca bahsetmeye çalışalım.
 
RECEB-İ ŞERÎF VE FAZİLETİ
 
Rahmet mevsiminin ilk halkasını Receb-i Şerîf oluşturmakta. Receb; ta’zîm ve saygı anlamlarına gelir. Allah Resûlü (sav), “Recep ayı Allah’ın ayı, Şaban benim ayım, Ramazan da ümmetimin ayıdır.” (Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, 1/423)  diyerek nebevî ifadeyle şanı ve şerefi yüce olan Allah’ın ayını idrak etmekteyiz. Cahiliye dönemindeki Araplar da bu aya gereken ta’zîm ve hürmeti gösterirlerdi. Bu ay içinde kılıçlarını kınına sokar ve kanlı düşmanlıklarının üzerine geçici de olsa sükûnet örtüsünü çekerlerdi. Bu aya “sağır ay” denmesi sükûnet ayı olmasındandır. Sağır ay olmasının başka bir nedeni ise, Receb-i Şerîfin hürmetine, bu ayda işlenen günah ve hataları bu ayın duymaması ve mü’minlerin sadece sevaplarına şahitlik etmesidir. Yani Cenâb-ı Hak mü’minlerin işledikleri günahları bu ayda affetmektedir.
 
İslâmiyet’in gelişiyle bu aya olan hürmet ve ta’zîm devam ettirilmiş, içindeki Regâib ve Mirac geceleriyle de Allah katındaki şerefi insanlara bildirilmiştir. Peygamberimiz (sav) üç aylara girdiğinde Ramazan ayına kadar şöyle duâ ederlerdi: “Allah’ım! Recebi ve Şabanı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl ve bizi Ramazana ulaştır.” (Câmiu’s-sağir,2/90)
 
Receb ayına “recm ayı” da denir. Çünkü bu ayda şeytanlar mü’minlere eziyet ve sıkıntı vermemeleri için taşlanır, kovulup uzaklaştırılırlar.
 
Receb ayına “mutahhar (temizleyici)” denmesinin sebebi ise; bu ayda tutulan oruçların, hataların ve günahların temizlenmesine vesile olduğu içindir.
 
Receb ayı aynı zamanda “tevbe” ayıdır. Kul kendi hata ve günahlarından dolayı Cenâb-ı Hakk’a yalvaracak ve bağışlanmasını dileyecek. Din âlimleri Receb ayından bahsederken, “ekme, ekim, ziraat ayı” olarak bahsetmişler. “Şaban bakım ayı, Ramazan ise biçim ayıdır yani ma‘nevî mahsulün toplandığı aydır” demişler. Bedîüzzaman Hazretleri bu ayda yapılan ibâdetlere ve işlenen iyilik ve hizmetlere 100 katıyla sevap verildiğini söyler. O zaman bizler de bu şerefli ayı oruçlarla, duâlarla, tevbelerle ve sâir ibâdetlerle geçirmeye çalışmalı ve rahmet pınarından kanasıya, doyasıya içmeliyiz.     
 
RECEBÜ’L-ESABB: REGÂİB GECESİ
 
Receb ayının ilk Cuma gecesi “Regâib Gecesi” dir. Bu mübarek gecenin Cuma gecesinde idrak edilmesi ise kıymetini bir kat daha artırmaktadır.
 
Regâib, Arapca bir kelime olup “kendisine rağbet edilen, arzulanan, talep edilen şey” manalarını taşır. Bu geceye Regâib ismini melekler vermiştir. Yani sayısız ikram ve ihsanlarda bulunur. Bu gecenin kadrini ve kıymetini bilip hürmet edenleri affeder. Namaz, oruç, sadaka ve diğer yapılan ibâdetlere binlerle sevaplar verir. Receb-i Şerîf’in genelinde geçerli olduğu gibi bilhassa bu gecede Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti cûşa gelip coşar. Bu ay ve bu gecede, sevaplar mü’minlerin amel defterlerinin sevap hanesine bol bol dökülmesi nedeniyle bu mübarek aya Recebü’l-Esabb denmiştir. Esabb Arapçada dökmek manasına gelir. Nehirlerin ve pınarların dağlardan şaldur şuldur çağlayarak dökülmesi gibi; hususen bu gecede Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti cûşa gelip sayısız ikram ve ihsanlarını dalga dalga, bol bol mü’min kullarına verdiği mübarek vakitlerdir.
 
Bu kıymetli geceyi oruçla karşılayıp yine gündüzünü oruçla geçirmek çok faziletlidir. Bedîüzzaman Hazretleri bu gecede yapılan ibâdetlere 10 bin katıyla sevaplar verildiğini ifade eder. Bu geceyi namaz kılarak, Kur’ân okuyarak, salavât-ı şerîfeler getirerek, tevbe istiğfar çekerek, îmânî hakîkatleri okuyup dinleyerek lâyık-ı vechiyle değerlendirmeye çalışmak her mü’minin vazifesidir. Sene içerisinde az olmakla kıymeti ve şerefi yüce olan bu ma‘nevî rahmet deryasından bol bol istifade etmenin yollarını gözetmeliyiz. Cenâb-ı Hak nihâyetsiz rahmetinin tecellisiyle bizleri de affedip rısasına nâil eylesin inşallah.
 
ULVÎ SEYAHAT: MİRAC GECESİ
 
Allah’ın rahmetinin coştuğu, her tarafı feyiz ve bereketin sardığı ikinci şerefli gece Receb-i Şerîf’in 27. Gecesi olan Mirac Gecesi’dir. Mirac kelime olarak; yükselmek, terakkî etmek manalarını taşır. Yani bütün süfli duygulardan arınıp ulvî ve yüce olan tertemiz bir kulluğa yükselmek demektir. Peygamberimizin şahsında bütün ümmetinin önüne açılan nihâyetsiz bir yükselişin başlangıcıdır. Süleyman Çelebi de  “Aşikâre gördü Rabbü’l-izzeti / Âhirette öyle görür ümmeti”  demekle bu hakîkate işaret etmektedir.
 
Mirac Mûcizesi, Kur’ân’da âyetlerle anlatılan ve tasdik edilen Peygamberimizin en büyük mûcizelerinden birisidir. Nitekim İsrâ Sûresi’nin 1. âyetinde “Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye, kulunu(Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya (İsrâ-gece yürüyüşü- ile) götüren Allah, her türlü noksanlıktan münezzehtir. Şübhesiz ki Semî‘ (herşeyi işiten), Basîr (hakkıyla gören), ancak O’dur.” buyurularak bu mukaddes seyahat haber verilmektedir. Peygamberimizin o gece Cenâb-ı Hak’la olan mükâlemesi (konuşması) ise Necm Sûresi’nde anlatılmaktadır.
 
Mirac, Peygamberimizin kemâlât mertebelerinde terakkîsinden (yükselişinden) ibarettir. Cenâb-ı Hakk o gece Habîbini bedeniyle birlikte bütün âlemlerde gezdirmiş, o ulvî âlemlerdeki icrâât ve san’atlarını O’na göstermiş, semâ tabakalarında bulunan muhtelif peygamberlerle görüştürmüş, âhiret âlemlerini, cennet ve cehennemi gösterip en son kendi cemaliyle perdesiz olarak müşerref kılmıştır. Habîbini bütün isim ve sıfatlarının tecellîsine mazhar kılmıştır. Kâinat tabakalarındaki rubûbiyet ve icrââtlarına şahid ve dellal yapmıştır. Sonra da başta beş vakit namaz olamak üzere kullarından isteklerini ve kullarına olan emirlerini onunla tebliğ etmiştir.
 
Peygamberimiz (sav), Mirac günü bizi temsilen Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna çıktı. Başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların değişik lisanlarla yaptıkları ibâdet, tesbih, hamd ve zikirlerini toplu olarak âlemlerin Rabbine arz etti. Bu yönüyle bakılırsa mirac, varlıklardan yani halktan Hakk’a gidişin adıdır. Diğer bir yönüyle de Hak’tan halka geliş olup Allah’ın bizden istediklerini, emir ve yasaklarını Resûl sıfatıyla bizlere tebliğ etmiştir.
 
İşte Mirac Gecesinde mü’minler hayalen asr-ı saadete gidip Allah Resûlünün bu mukaddes yolculuğunda ona eşlik edip Miracdaki sırları anlamaya çalışırlar. Namazlarını kılarlarken bu kudsî mânâları tefekkür ederler. “Namaz mü’minin miracıdır” hakîkatini ruhlarında pekiştirip bu geceyi namazlarla, salâvatlarla ve duâlarla idrak etmeye çalışırlar. Şimdiden tüm âlem-i islâmın Mirac Gecesi mübarek olsun. Cenâb-ı Mevlâ o gecenin sırrına ve feyzine bizleri erdirsin inşallah.
 
ŞÂ‘BÂN-I ŞERİF VE FAZİLETİ
 
Rahmet mevsiminin ikinci nûrânî halkasını Şâ‘bân-ı Şerîf oluşturmakta. Büyüklerin tabiriyle “bakım, amel, muhabbet ve hizmet” ayı. Bu ayı şerefli ve değerli kılan en önemli tarafı, diğer aylara göre (Ramazân-ı Şerîf hariç), yapılan her amel ve ibâdete üç yüz kattan fazla sevap verilmesidir. Bedîüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, 50 yıllık bir ibâdet sevabını insanlara kazandıran Berat Gecesi’ni içinde bulundurmasıdır.
 
Yine bu ayda mü’minlerin günahları temizlenmeye devam eder. Sevgili Peygamberimiz, “Şaban günahları temizleyendir” buyurarak bu ayın kıymetini yükseltirdi. “Şaban benim ayımdır” buyururlardı. Receb ayında başladığı “Allahım! Recebi ve Şabanı hakkımızda hayırlı ve mübarek kıl ve bizi Ramazana ulaştır.” duâsını bu ayda da sürdürürlerdi.
 
Peygamberimizin bu ayı yüceltmesinin bir sebebi de hemen arkasından gelen ve Kur’an ayı olan Ramazân-ı Şerîf içindir. Hz. Enes’in rivâyetinde Peygamberimize sorarlar: “Ya Resûlallah, Ramazan’dan başka en faziletli oruç ayı hangi aydadır?” Bu soruya Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam, “Ramazan’ı ta’zîm için (Ramazan hürmetine) Şâban’ da tutulan oruçtur” cevabını verirler. (Tirmizı, Zekât: 28) Bunun içindir ki Allah Resûlü Şaban ayının bazen tamamını bazen de çok günlerini oruçla geçirirlerdi.
 
Bu ayı namaz, oruç ve sadaka gibi ibâdetlerle geçirmekle, Ramazan ayı için zihnen, ruhen ve bedenen bir hazırlık yapılmış olur. Zira toplumumuzda “nasıl olsa Ramazan ayı geldiğinde çok ibâdet edeceğiz” düşüncesiyle bu ayı gafletle geçirenlerin sayısı hiç de az değildir. Şaban ayındaki ibâdetlerle bu gaflet örtüsünü yırtmak gerektir. Bu hususta rehber-i mutlak olan Peygamberimiz şöyle buyururlar: “Hz. Üsame sorar: “Yâ Resûlallah, Şaban ayında tuttuğunuz kadar hiçbir ayda oruç tuttuğunuzu görmedim.” Bunun üzerine Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyururlar: “Receb ve Ramazan ayları arasında şu Şaban ayında insanlar gafildir. Bu öyle bir aydır ki, ameller, Âlemlerin Rabbine bu ayda yükseltilir. Ben oruçlu iken amellerimin yükseltilmesini severim.” (Nesei, Savm: 70)
 
KUDSÎ ÇEKİRDEK: BERAT GECESİ
 
Şâ‘bân-ı Şerîfin 15. Gecesi Berat Gecesidir. Bedîüzzaman Hazretleri bu gecenin bütün sene içinde kudsî bir çekirdek hükmünde olduğunu ve beşerin mukadderât programı nevinden olması cihetiyle de kadir gecesi kıymetinde olduğunu söyler. Hem devamla bu gece işlenen her bir salih amele ve okunan her bir Kur’ân harfine 20 bin sevap verildiğini böylelikle 50 senede kazanılacak bir ibâdet sevabına hâiz olduğunu ifade eder. (Şuâ’lar, 532)
 
YILLIK KADER PROGRAMI
 
Duhan Sûresi’nin 2,3 ve 4. âyeti bu geceden bahseder ve Rabbimiz bütün hikmetli işlerin bu gecede ayırt edildiğini söyler. Bu gecede, gelecek seneye kadar meydana gelecek olayların hepsi melekler tarafından ayrı ayrı defterlere yazılır ve vazifeli meleklere teslim edilir. Rızıklar, eceller, zenginlik, fakirlik, doğumlar ve ölümler hep bu gecede kaydedilir. Fahreddin er-Razi’ye göre bu defterlerin düzenlenmesi bu gecede başlar, kadir gecesinde tamamlanarak her sahife sahibine teslim edilir.
 
Bu gecede Allah çok kimseleri affeder. Peygamberimiz (sav) “Allah Teâlâ Hazretleri, Nısf-u Şa’ban gecesinde dünya semâsına iner ve Kelb kabilesinin koyunlarının tüyünün adedinden daha çok sayıda günahı affeder.” buyururlar. Cenâb-ı Hakk bu gecede dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir: “İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim. Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim. Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder.” (İbni Mâce, İkame, 191)
 
Hak Sübhan Hazretleri bizleri Berat Gecesine ulaştırıp günahlarından berat ettirdiği kullarından eylesin!
 
ÖMÜR İÇİNDEKİ LEYLE-İ KADİR: RAMAZÂN-I ŞERİF
 
Ramazân-ı Şerîf; on bir ayın sultanı. Rahmet mevsiminin en son ve en kıymetli halkası. İçinde Kur’ânın nazil olmaya başladığı faziletli ve mübarek ay. Yapılan her iyiliğe 1000 katıyla sevap verilen, Cuma gecelerinde binlere çıkan ve Kadir Gecesinde 30 bine ulaşan cennet meyvelerini ehl-i îmâna kazandıran bereketli bir ay. Günahların affedilip, şeytanların zincire vurulduğu mukaddes bir aydır Ramazan. İslâmın şiarlarından olan oruç ibâdetinin ifa edildiği kutlu ay. Sabrın öğrenildiği, cennet kapılarının açılıp cehennem kapılarının kapandığı ve meleklerin yer yüzüne misafir olduğu eşşiz bir aydır Ramazân-ı Şerîf. Şehr-i Ramazan, başta Kur’ân olmak üzere semavi kitapların (Tevrat, İncil ve Zebur) insanlığa indirildiği hiçbir aya nasib olmayan çok nasibli ve nadide bir aydır. Teravihleriyle, sahurlarıyla ve iftarlarıyla diğer aylardan çok farklı müstesna bir aydır Ramazan. 83 senede kazanılabilecek sevapları bir gecede mü’minlere kazandıran leyle-i Kadri sinesinde saklayan en kıymetli aydır Ramazan.
 
Yüce Rabbimiz bu ayın kendi katındaki fazilet ve yüceliğini bizlere bildirmek için Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurur: “(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, insanlara doğru yolu göstermek ve hidâyet ile furkândan (hak ile batılı ayıran hükümlerden) apaçık deliller olmak üzere, Kur’ân onda indirilmiştir. Öyle ise içinizden kim o aya erişirse, artık onda oruç tutsun…”) (Bakara, 185)
 
Hakk Teâlâ, Ramazân-ı Şerîfe yetişmeyi ve ma‘nevî feyiz ve bereketinden ziyâdesiyle istifade etmeyi cümlemize nasib eylesin. Âmîn.
 
BİN AYDAN HAYIRLI GECE: KADİR GECESİ
 
Rabbimizin rahmetinin zirveye ulaştığı kutlu ve şerefli gece, Kadir Gecesi… Gecelerin incisi, vakitlerin en değerlisi; Ramazân-ı Şerîfin 27. gecesi. Öyle ki Cenâb- ı Hakk bu gecenin kendi katındaki ulviyetini anlatmak için Kadir Sûresi ismiyle müstakil bir Sûre indirmiştir. Evet, Kadir Sûresi 5 âyetiyle bu geceden bahseder. Rabbimiz üç kez Leyletü’l-Kadr (Kadir Gecesi) ibaresini bu sûrede zikreder.
 
Kadir Sûresi’nde belirtildiği üzere, bu gece 1000 aydan daha hayırlı bir gecedir. Rabbimizin rahmet hazinesi geniştir. Bir gecede 83 yıllık bir ibâdet sevabını rahmetiyle layık kullarına verir. Bu gecenin kadri ve kıymeti iyi bilinip o yüksek kazançtan istifade etmeye çalışmalıdır.
 
Bu gecenin diğer önemli bir yönüyse, insanlara ve cinlere iki dünyanın saadet rehberi olarak gönderilen Kur’ân-ı Azîmü’ş-Şânın bu gecede dünya semasına indirilmiş olmasıdır. Onun içindir ki her Ramazanda mü’minler Kur’ân’a sarılmakta, sanki yeni nazil olmuş gibi aşk ve şevk ile ona yönelmektedir.
 
Cenâb-ı Hakk bizleri Kadir Gecesine ulaştırıp o gecenin feyzine ve sırrına erdirip a’zamî istifade eden kullarından eylesin. Âmîn..
 
 
ZÜNNUN-U MISRÎ HAZRETLERİ MÜBAREK ÜÇ AYLARLA İLGİLİ OLARAK ŞUNLARİ SÖYLER:
 
“Receb ekim, Şaban sulama,
 
Ramazan ise harman ayıdır…
 
Receb cefâyı terk ayıdır; Şaban amel ve vefâ ayıdır; Ramazan ise sadâkat ve safâ ayıdır…
 
Receb tevbe ayıdır; Şaban muhabbet ayıdır;
 
Ramazan Hakk’a yakınlık bulma ayıdır…
 
Receb hürmet ayıdır; Şaban hizmet ayıdır;
 
Ramazan nimet ayıdır…
 
Receb ibâdet ayıdır; Şâban zâhidlik ayıdır;
 
Ramazan ise ziyâdesiyle nimetlere ermek ayıdır…
 
Receb ayında iyilikler kat kat artar;
 
Şâban ayında kötülükler kalkar;
 
Ramazan ayında ikramlar gelmeye başlar…”
 
RECEB AYİ VE REGAİB GECESİ İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER:
 
• Allahu Teâlâ, Receb ayında oruç tutanları mağfiret eder. (Gunye)
 
• Receb-i Şerif’in bir gün başında, bir gün ortasında ve bir gün de sonunda oruç tutana, Receb’in hepsini tutmuş gibi sevap verilir. (Miftah-ül-Cenne)
 
• Ramazan ayı dışında Allah rızası için bir gün oruç tutan,
 
iyi bir yarış atının bir asırda alacağı mesafe kadar Cehennemden uzaklaşır. (Ebu Yala)
 
• Şu beş gecede yapılan duâ geri çevrilmez. Regaib gecesi, Şabanın 15. gecesi,
 
Cuma, Ramazan bayramı ve Kurban bayramı gecesi.) (İbn-i Asâkir)
 
• “Receb-i Şerîf’in birinci gününde oruç tutmak üç senelik, ikinci günü oruçlu olmak iki senelik ve yine üçüncü günü oruçlu bulunmak bir senelik küçük günahlara kefaret olur. Bunlardan sonra her günü bir aylık küçük günahların af ve mağfiretine vesile olur.” (Camiu-s Sağir)
 
HZ. ALİ’NİN RECEB AYİNDA ŞU ŞEKİLDE DUA ETTİĞİ RİVAYET EDİLİR:
 
 
“Allah’ım, salat eyle Muhammed Aleyhissalâtü Vesselamın üzerine; hikmet yıldızları ve devamlı nimet ve ismet kaynağı ehl-i beytine.
 
Allah’ım, beni her türlü kötülükten koru.
 
Beni unutkan etme ve gaflet üzerinde bırakma.
 
Sonumu da hasret ve pişmanlıkla bitirme.
 
Benden razı ve hoşnut ol. Senin mağfiretin zalimler içindir, ben de nefsime zulmettim.
 
Allah’ım, beni bağışla, beni bağışlamakla sana bir zarar gelmez. Bana nimetlerini ihsan et,
 
bana vermekle senin ihsanın azalmaz.
 
Senin rahmetin geniş ve boldur. Hikmetlerin ise hoş ve güzeldir.
 
Allah’ım, bana sıhhat ve afiyet ver. Güven ve huzur ihsan eyle. Şükür ve takvaya ulaştır.
 
Allah’ım, Senden sabır ve doğruluk istiyorum. Bana işimde kolaylık ver. İşlerimi güçlükle gördürme. Aileme, çocuklarıma ve kardeşlerime iyilik ve ihsanda bulun.
 
Onları mü’min ve Müslümanlardan kıl ve bu şekilde dünyadan ayrılmalarını nasip eyle.”
 
ABDULLAH BİN ZÜBEYR (RA) ŞÖYLE DEMİŞTİR:
 
“Bir kimse, Allah Teâlâ’nın ayı olan Receb’de bir mümin kardeşini, gam ve üzüntüden kurtarsa, Allah ona Firdevs Cennetinde gözünün görebildiği kadar büyük bir saray ihsan eder. Dikkat ediniz! Receb ayına hürmet ve ikram ediniz ki, Allah Teâlâ bin türlü kerametle size ikram ve ihsan etsin.” (Gunye 1/178)

Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır:
 
1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
 
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
 
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
 
4. Allah’ın af ve bağışlamasının coşması.
 
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.