Makale Hiç Ölmeyecekmiş Gibi Dünya İçin, Yarın Ölecekmiş Gibi Ahiret İçin Çalışmak

http://www.risaleonline.com/img//media/images/terazi3.jpg

Bazı kimselerin uydurma zannettikleri, fakat aslı hadis kaynaklarında bulunan, “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalış.” hadisini nasıl anlamalıyız diye suallerle karşılaşıyoruz.

Bu hadis, gerek dünya için olsun, gerek ahiret için olsun, yapılacak her işin ciddiyetle ele alınması gerektiğine işaret etmektedir. Yarın ölecek olan insan, bütün dünyevi işlerini unutur ve samimi ve ciddi bir şekilde ahiretine yönelir. Hiç ölmeyecek olan insan da, yapacağı işlerin ileride sonsuz seneler boyu kendine faideli olabilmesi için yaptığını sağlam ve dayanıklı, güzel yapması gerektiğini düşünür. Bu yönüyle bu hadis, hem dünya hem de ahiret işlerini, özenle yapmak gerektiğine dikkat çekiyor.

Bazı kimseler, hadisin baş tarafındaki “hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için çalış” ifadesi halk tarafından suistimal edildiği için, bu hadisi inkâr ediyor. Hâlbuki bu hadisin hakiki manasını ortaya koyup, bu suistimal önlenmesi gerekirken, halkın suistimalinden dolayı hadisi inkar yanlıştır. Bir hata düzeltilmek istenirken başka bir hata işleniyor.

“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için” çalışmak gerektiğini söyleyerek, dünyaya aşırı derecede dalıp, ahireti unutanlara, bizim hadisin ikinci kısmı olan yarın ölecekmiş gibi ahretine çalış cümlesini hatırlatmamız yeterlidir.

Bu ifadelere benzer tarzda şöyle bir hadis daha var:

“Kendini hiç ölmeyecek zanneden kişinin çalışması gibi (dünya için) çalış, yarın öleceğini zanneden kişinin korkması gibi (günahlarından) kork."(1) 

Bu hadisi destekleyen benzeri başka hadisler de var. Mesela;

“Sizin hayırlınız dünyası için ahiretini, ahireti için dünyasını terk etmeyendir”(2)  hadisi benzer bir hadistir.

Bahsettiğimiz hadis, gerçi zayıf olarak rivayet edilmiştir. Fakat, bu gün bazılarının zannettiği gibi, zayıf hadis mevzu hadis demek  değildir.

Mevzu hadis, uydurma demektir ve onun peygamberimize ait olduğunu söylemek haramdır. Hâlbuki zayıf hadis peygamberimizden rivayet edilmekle beraber, -ekseriyetle- ravilerdeki bazı eksiklerden dolayı, hasen veya sahih derecesine çıkamayan hadistir. Zayıf hadis bazı âlimlerce fıkhî meselelerde delil kabul edilmişse de, âlimlerin ekseriyeti fıkhî meselelerde değil, amellerin fazileti hususunda zayıf hadisle amel edileceğini kabul etmişlerdir. (3)

Bu ve benzeri hadisler, İslam’ın dünya ve ahiret arasında denge kurduğunu gösteren hadislerdir. İslam ne Hıristiyanların ruhbanlık anlayışı gibi tamamen dünyayı terk etmeyi, ne de Yahudilerin tapacak derecede hırsla dünyaya saldırmalarını kabul etmemektedir. İslam, insanlara hem dünya için, hem de ahiret için çalışmalarını tavsiye etmektedir.

Burada bu manaları teyid eden şu ayetleri de hatırlayabiliriz:

“İnsanlardan öyle kimseler vardır ki, “Rabbimiz! Bize (nasibimizi) dünyada ver” derler; böyle kimseler için Ahirette bir nasip yoktur. Onlardan öyle kimseler de vardır ki, “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik, Ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından muhafaza eyle” derler.”(4)

Yine Kur’anda, Karun’a nasihat edenlerin şöyle dediği zikredilir:

“Allah’ın sana verdiği servet ile ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma; Allah sana nasıl iyilik ettiyse sen de öyle iyilik et.”(5)

Aynı hakikate işaretle Üstad Bediüzzaman şöyle der:

Âhiret ve dünya dengesini korumak ve her vakit ümitle korku arasında bulunmak maslahatı gerektirir ki; her dakika hem ölmek, hem yaşamak mümkün olsun.” (6)

Yukarıda anlatılanlar, dünya işlerini de ahiret işlerini de özenle, ihmal etmeden yerine getirmeye işaret ederler demiştik. Fakat bununla kasd edilen ikisine de eşit miktarda duygularla himmet ve çaba sarf edilecek demek değildir.

Çünkü Kur'an ve hadis, bize devamlı dünyanın faniliğini ve asıl yurdumuz olan ahiret için hazırlık yapmamız gerektiğini vurgular. Bu iki farklı şekilde yapılan irşadları birleştirirsek şöyle demek gerekir:

"İnsan ahiret için yaratıldığından dünyadaki bütün hayatını onu kazanmak yolunda sarf etmelidir. Fakat bunu yaparken dünya işlerini ihmal edip özensiz yaparak değil, onları da itina ile ve doğru ve güzel niyetlerle yaparak ahireti kazanmaya vesile yapması lazımdır."

Bediüzzaman Hazretleri, insandaki duyguların şiddetli olanlarının ahireti kazanmak ve zayıflarının ise dünya işlerini düzene sokmak için verildiğini şöyle anlatır:

"Dünyaya ait işler, kırılmağa mahkûm şişeler hükmündedir; bâki ahiret işleri ise, gayet sağlam elmaslar kıymetindedir.

İnsanın fıtratındaki şiddetli merak ve hararetli muhabbet ve dehşetli hırs ve inadlı istek ve bunu gibi şiddetli hissiyatlar, ahiret işlerini kazanmak için verilmiştir. O hissiyatı, şiddetli bir surette fâni dünya işlerine yönlendirmek, fâni ve kırılacak şişelere, bâki elmas fiatlarını vermek demektir….

İnsanlar, insana verilen manevi cihazları, duyguları, eğer nefsin ve dünyanın hesabıyla kullansa ve dünyada ebedî kalacak gibi gâfilce davransa, rezil ahlaklara ve israfa ve abesiyete sebeb olur.

Eğer hafiflerini dünya işlerine ve şiddetlilerini ahirete ve manevî vazifelere sarfetse, bu duygular, güzel ahlakların kaynağı olup hikmet ve hakikata uygun olarakiki dünyada saadete sebeb olur."(7)

 

(1) Feyzül-Kadir, C. 2, s. 12 ve Kenzül Ummal: c.3. s.40. h.no: 5379 (Beyhaki, Askeri ve Ebu Nuaym’dan naklen.)
(2) Kenzül Ummal. C. 3, s. 238, h.no: 6336

(3) Bkz. Zafer Ahmed Et-Tehanevi. Yeni Usul-i Hadis, s. 89, Tercüme İbrahim Canan.

(4) Bakara, 200-202

(5) Kasas, 77

(6) 24. Söz

(7) 9. Mektub